Ümit Zileli soruyor.
- Neyin altına imza attığınızı biliyor musunuz?.
İmzacılar Biliyor mu?..
Dayanamadılar!..
Aslında yılbaşında başlatacaklardı ama gündemde yer bulunca apar topar düğmeye bastılar. Önceki gün itibarıyla işbirlikçilerin başını çektiği kampanya internette imzaya açıldı:
- Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum!..
1915 Ermeni tehciri sırasında yaşananlar için açılan özür kampanyasına ilk elde aralarında ünlü akademisyen, yazar, gazeteci, politikacı ve sanatçıların bulunduğu yaklaşık iki yüz kişi katıldı.
İmza atanlara baktım; hiç şaşırmadığım, “yakışır” dediğim çok sayıda “yüksek şahsiyetin” yanında, şaşırdığım, “hadi canım” tepkisi gösterdiğim isimler de oldu. Sonra “demek ki” diye düşündüm, “dönüşüm böyle bir şey!..”
***
Geçen hafta yazdığım “İşbirlikçinin haysiyet sorunu” başlıklı yazımda, özürcü “aydınlara” seslenmiş, bir dizi tarihsel gerçeği alt alta sıralamış ve “Bunları biliyor musunuz?” diye sormuştum. Tam düşündüğüm gibi oldu; asla yanıtlayamayacaklarını bildiğim bu sorular karşısında sessiz kaldılar, tıpkı Ermeni diasporası gibi!..
Bu defa imzacı arkadaşlara sormak istiyorum:
- Neyin altına imza attığınızı biliyor musunuz?.
İmza attığınız metinde, “1915’te Ermenilerin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını vicdanım kabul etmiyor” cümlesi mi kaleme sarılmanızı sağladı?.
Pekii, aşağıda sıralayacaklarımı imza atarken biliyor muydunuz?.
- Osmanlı arşivlerinde yapılan araştırmalarda 1914-15 yılları arasında tam 518 bin Türk ve Müslüman Anadolu insanının çocuk, kadın, yaşlı demeden vahşice katledildiğinin belgeleriyle nüfus sayımlarıyla kanıtlandığını biliyor musunuz?..
- Birleşmiş Milletler verilerine göre tehcir sonrası hayatta kalan Ermeni sayısının 1 milyon 200 bin olduğunu, Ermeni diyasporasının pek sahiplendiği Mavi Kitap’ta bile bu rakamın 1 milyon 150 bin olarak gösterildiğini, yabancı pek çok kaynağa göre Osmanlı idaresinde yaşayan toplam Ermeni nüfusun 1 milyon 600 bin civarında olduğunu biliyor musunuz?..
- 1915 yılının 11 Nisan günü Van’da Aram Manukyan liderliğindeki Taşnaksutyun komitacıları tarafından isyan başlatıldığını ve 17 Mayıs günü kenti Ruslara teslim ettiklerini, Amerika’da yayımlanan Goçnak isimli Ermeni gazetesinin, adeta etekleri zil çalarak, Van’da yalnızca 1500 Türk’ün sağ kaldığını yazdığını biliyor musunuz?..
- Ermeni devlet adamı Bagrat Artemoviç Boryan’ın, iki ciltten oluşan “Ermenistan, Uluslararası Diplomasi ve SSCB” isimli kitabında, Ermenilerin Çarlık Rusyası ve Batı emperyalizmi tarafından nasıl kullanıldığını, 1878 Berlin Konferansı ve Ant-laşması’nın ardından Ermeni milliyetçiliğinin ve ayaklanmalarının nasıl teşvik edildiğini, Ermeni meselesinin aslında Türkiye’nin Rusya, Fransa ve İngiltere tarafından paylaşılması planları çerçevesinde anlam kazandığını açıkça yazdığını biliyor musunuz?.
- Ermeni tarihçi Lalayan’ın, 30 aylık “bağımsız Taşnaksutyun iktidarı” esnasında bugünkü Ermenistan topraklarında yaşayan yüz binlerce insanın katledildiğini, bu kanlı süreç sonunda Ermenistan’daki Türk nüfusun yüzde 77, Kürt nüfusun yüzde 98, Yezidilerin ise yüzde 40 oranında azaldığını olanca çıplaklığıyla yazdığını biliyor musunuz?..
***
Peki, bu sıraladıklarım “vicdan kanatmaya” yetmiyor mu?!..
Eğer “imzacı aydın” arkadaşlar, bunları bilmeden imzalarını o metne koydularsa çok ayıp!.. İnsan tarihini bilmeden, neler yaşandığını incelemeden, kendi ülkesini, kendi insanını suçlayan bir yalana imza atar mı?..
Bilerek imza attılarsa mesele yok; zaten bu kampanyayı hazırlayan işbirlikçilerle aynı yolda yürüyorlar demektir. Bu yazıyı da kahkahalarla okurlar artık… Ama unutmamaları gereken bir şey var:
- Tarih, işbirlikçilerin utanç öyküleriyle doludur!..
20 Aralık 2008 Cumartesi
07 Aralık 2008 Pazar
bayram kutlaması
Buradan İstanbul'un doyumsuz manzarasını seyredebilirsiniz.Fotoğrafın çekildiği yer Vehbi Koç doğa müzesi.Belki arberatum gibi bitki örtüsü yok ama müthiş bir manzara var.Burada boğaza karşı saatlerce oturabilirsiniz.Kanlıca'dan ve Kavacık'tan ulaşabilirsiniz.
27 Kasım 2008 Perşembe
Aslında biraz tembellik yapıyorum galiba. Benim yerime kızım geçti ve yazılarımı o yazmaya başladı. Eh fena da yazmıyor hani.Günümüzün koşullarına uygun ve kendince çok haklı bir yazı. Kendi gerçeğini oldukça doğru bir şekilde dile getirmiş.Yaşadığı zorlukları kendince ve oldukça espirili bir dille anlatmış.Biz de mesajı aldık ve sizlere de duyuruyorum.
"Hayat dediğin nedir ki zaten.3 günlük bişeyy.zordur hayat .hele benim yaşımdaysanız çok daha zorr. Sınav,okul,dersane daha daha zor.Okula git,ders işle.Eğer sorulan soruyu biliosan parmak kaldır.ünite bitsin,sınav ol,rastgele bişeyler çöz,sonra kağıdı hocaya ver.kağıda baksın.not açıklansın .eve git. Anne-babana söle .yüzlerce laf işit. Geldikki dersane .haftasonu dersaneye git.orda ders işle.binlerce test çöz.falan filan.hayat zor dedim yha .çok ta kötü değil aslında.arkadaşlar,kankalar süper olur ara sıra .şakalaşıyoruz,espiri yapıyoruz,komiklikler yapıyoruz.hatta hocalarla dalga geçiyoruz.he bide bu sene sonunda gireceğimiz sbs sınavınıda unutmamk lazım.tüm bu koşuşturma bu sınavdan dolayı.yarış atları gibi koşuşturuyoruz testlerin ardından.yha bide bunca derdimiz varken birde büyüklerimiz ‘siz hiç bişi yapmıonoz’derler.kendilerine gelince koltuktaki patates misali yatıyorlar.şu son 4 aydır dersane ve okul yüzünden her bir yazıyı denklemli yazmasam olmaz.örneğin;
Okul+dersane+sınav=
Sinema+alışveriş+arkadaş=
Nasıl?garip dimi.işte benim gibi inek olmaya çalışan öğrenciler böyle oluyor. bizi anlamak için gerçekten şu üç günlük hayatın iki gününü çocuk olarak ,öğrenci olarak yaşamak lazım.belki bizim çözdüğümüz sorular kolay gelebilir.meselem o değil bizim de bi kalbimiz var. seviyoruz. hoşlanıyoruz.bunlar haytın gerçekleri değimli zaten.küçüğüz daha demi size göre.aslında şu kalbimize okadar çok sey sığıyorki.hele beynimize.bir kaç soruya cevap verdiğimde bin laf işitiyoruz.ama beynimize okadar hatıra, arkadaş,kankalar giriyorki.bir bilseniz.çok farklı bakardınız bize yani içimize kalbimize.
Çalışsak zorlu bi dert çalışmasak da cabasınıda düşünmek lazım (sbs).hepimizin aklında bir Galatasaray lisesi .ders notunda bir eksiklik olsun hemen tehditler başlar yok şu yok bu falan filan…kader bizi 12 sene zorluyor galiba .önümdeki senelrde de zorlamaya devam edecek . Allah bana ve benim gibi olanlara yardım etsin…J gelecekte ot olmak istemiyosanız. Şimdiden dostluklar kazanalım ve süper bir inek olalım…:D:D XD
Bemin gibi olanlara son sözüm: bir ömür boyuöküz olarak yaşamaktansa öğrencilik hayatım boyunca inek olmayı tercih ediyorum. "
"Hayat dediğin nedir ki zaten.3 günlük bişeyy.zordur hayat .hele benim yaşımdaysanız çok daha zorr. Sınav,okul,dersane daha daha zor.Okula git,ders işle.Eğer sorulan soruyu biliosan parmak kaldır.ünite bitsin,sınav ol,rastgele bişeyler çöz,sonra kağıdı hocaya ver.kağıda baksın.not açıklansın .eve git. Anne-babana söle .yüzlerce laf işit. Geldikki dersane .haftasonu dersaneye git.orda ders işle.binlerce test çöz.falan filan.hayat zor dedim yha .çok ta kötü değil aslında.arkadaşlar,kankalar süper olur ara sıra .şakalaşıyoruz,espiri yapıyoruz,komiklikler yapıyoruz.hatta hocalarla dalga geçiyoruz.he bide bu sene sonunda gireceğimiz sbs sınavınıda unutmamk lazım.tüm bu koşuşturma bu sınavdan dolayı.yarış atları gibi koşuşturuyoruz testlerin ardından.yha bide bunca derdimiz varken birde büyüklerimiz ‘siz hiç bişi yapmıonoz’derler.kendilerine gelince koltuktaki patates misali yatıyorlar.şu son 4 aydır dersane ve okul yüzünden her bir yazıyı denklemli yazmasam olmaz.örneğin;
Okul+dersane+sınav=

Sinema+alışveriş+arkadaş=

Nasıl?garip dimi.işte benim gibi inek olmaya çalışan öğrenciler böyle oluyor. bizi anlamak için gerçekten şu üç günlük hayatın iki gününü çocuk olarak ,öğrenci olarak yaşamak lazım.belki bizim çözdüğümüz sorular kolay gelebilir.meselem o değil bizim de bi kalbimiz var. seviyoruz. hoşlanıyoruz.bunlar haytın gerçekleri değimli zaten.küçüğüz daha demi size göre.aslında şu kalbimize okadar çok sey sığıyorki.hele beynimize.bir kaç soruya cevap verdiğimde bin laf işitiyoruz.ama beynimize okadar hatıra, arkadaş,kankalar giriyorki.bir bilseniz.çok farklı bakardınız bize yani içimize kalbimize.
Çalışsak zorlu bi dert çalışmasak da cabasınıda düşünmek lazım (sbs).hepimizin aklında bir Galatasaray lisesi .ders notunda bir eksiklik olsun hemen tehditler başlar yok şu yok bu falan filan…kader bizi 12 sene zorluyor galiba .önümdeki senelrde de zorlamaya devam edecek . Allah bana ve benim gibi olanlara yardım etsin…J gelecekte ot olmak istemiyosanız. Şimdiden dostluklar kazanalım ve süper bir inek olalım…:D:D XD
Bemin gibi olanlara son sözüm: bir ömür boyuöküz olarak yaşamaktansa öğrencilik hayatım boyunca inek olmayı tercih ediyorum. "
10 Kasım 2008 Pazartesi
Kızım akşam önüme bir yazı uzattı.Önce bana söyleyemediklerini yazarak iletiyor sandım.Ancak okuyunca bize kendisini anlatmaya çalıştığını farkettim.Ve yayınlamak için izin istedim.Bu arada kızım 12 yaşında ve büyüyor.İşte duyurmak istedikleri.
"Değerli öğretmenlerim,sevgili arkadaşlar,canım ailem
Bunu size yazmamın sebebi biliyorsunuz ki bir büyüme hareketi içerisindeyiz.bazı zorluklar yaşayacağız.bunları birlikte el ele halledeceğiz.ama bir durumda var ki, burası bir eğitim yuvası .öğretmenlerimizin bizlere her durumda yardımcı olması ve destek çıkması lazım.bizimde onlara…
Belki şuan bu söylediklerim çok saçma gelebilir.ama bunları sakin ken düşününce haklı olduğunu anlayacaksınız.bunları biraz büyümüş olmanın rahatlığıyla yazıyorum.hepimizde biliriz ki anlamak için tam düşünmek gerekir.
Büyüyoruz.her büyük için bizim düşüncelerimiz ve beğenilerimiz biraz da olsa saçma.genelde dalgaya alınıyoruz.gerçek kişiliğimiz yerine oturunca bu bizim hakkında konuştuğumuz düşünceleri daha benimseyecekler.mantıklı olduğunu söyleyecekler.ama biz şunu bilelim ki ‘akıl başta değil baştadır’.
Öte yandan bu yaşayacağımız sıkıntıları ve zorlukları aşmak için benim ve bilim adamlarının önerisi soru sormanızdır.gelelim sorulara …bence önce kendimizi tanımalıyız.onun için birinci sorumuz ‘kim’ olmalı.ben kimim diyerek öz kimliğimizi bulamaya çalışalım.gerçek kimliğimizi bulunca her şey daha kolay olur.
İkinci sorumuz ise ‘ne’olmalı.mesela arkadaşım benden ne istiyor,ben ona ne yaptım gibi.böylece sıkıntılar daha kolay çözülür.sorular kendi kimliğimizi bulunca çoğalacaktır.işte o zaman büyümüş olacağız.
Üçüncü sorumuz ‘neden’ olmalı.çünkü sorunlara çözüm ararken neden sorusunu sormamız en doğal hakkımızdır.bu soruya büyüklerimiz doğru şekilde cevap vermesi gerekli.özen göstererek verilince bizler daha olumlu yaklaşıyoruz.bir sorunun nedenini aramak çözümün son düğümlenmiş ucudur.
Arkadaşlarımızla konuşurken,ailemizle iletişim kurarkendikkat edelim.onlara en doğal ve içte cevaplar verelim.hiçbir zaman yalan söylemeyelim.çünkü işler karışır ve düğüm olur.suçlu daha çok oluruz.gelişmekteyiz ve büyüyoruz .işleri zorlaştırmamak için kolay yolu kullanalım.uzun lafın kısası soru sorun ve cevap arayın…
Benim gibi düşünenlere…"
Ne dersiniz kızımın büyümesi konusunda haklıyım galiba!!!!
"Değerli öğretmenlerim,sevgili arkadaşlar,canım ailem
Bunu size yazmamın sebebi biliyorsunuz ki bir büyüme hareketi içerisindeyiz.bazı zorluklar yaşayacağız.bunları birlikte el ele halledeceğiz.ama bir durumda var ki, burası bir eğitim yuvası .öğretmenlerimizin bizlere her durumda yardımcı olması ve destek çıkması lazım.bizimde onlara…
Belki şuan bu söylediklerim çok saçma gelebilir.ama bunları sakin ken düşününce haklı olduğunu anlayacaksınız.bunları biraz büyümüş olmanın rahatlığıyla yazıyorum.hepimizde biliriz ki anlamak için tam düşünmek gerekir.
Büyüyoruz.her büyük için bizim düşüncelerimiz ve beğenilerimiz biraz da olsa saçma.genelde dalgaya alınıyoruz.gerçek kişiliğimiz yerine oturunca bu bizim hakkında konuştuğumuz düşünceleri daha benimseyecekler.mantıklı olduğunu söyleyecekler.ama biz şunu bilelim ki ‘akıl başta değil baştadır’.
Öte yandan bu yaşayacağımız sıkıntıları ve zorlukları aşmak için benim ve bilim adamlarının önerisi soru sormanızdır.gelelim sorulara …bence önce kendimizi tanımalıyız.onun için birinci sorumuz ‘kim’ olmalı.ben kimim diyerek öz kimliğimizi bulamaya çalışalım.gerçek kimliğimizi bulunca her şey daha kolay olur.
İkinci sorumuz ise ‘ne’olmalı.mesela arkadaşım benden ne istiyor,ben ona ne yaptım gibi.böylece sıkıntılar daha kolay çözülür.sorular kendi kimliğimizi bulunca çoğalacaktır.işte o zaman büyümüş olacağız.
Üçüncü sorumuz ‘neden’ olmalı.çünkü sorunlara çözüm ararken neden sorusunu sormamız en doğal hakkımızdır.bu soruya büyüklerimiz doğru şekilde cevap vermesi gerekli.özen göstererek verilince bizler daha olumlu yaklaşıyoruz.bir sorunun nedenini aramak çözümün son düğümlenmiş ucudur.
Arkadaşlarımızla konuşurken,ailemizle iletişim kurarkendikkat edelim.onlara en doğal ve içte cevaplar verelim.hiçbir zaman yalan söylemeyelim.çünkü işler karışır ve düğüm olur.suçlu daha çok oluruz.gelişmekteyiz ve büyüyoruz .işleri zorlaştırmamak için kolay yolu kullanalım.uzun lafın kısası soru sorun ve cevap arayın…
Benim gibi düşünenlere…"
Ne dersiniz kızımın büyümesi konusunda haklıyım galiba!!!!
19 Ekim 2008 Pazar
Ilımlı İslama beş kala Soner Yalçın'ın uyarısı
Belki okudunuz belki de okumadınız.Ama okumadıysanız okumanızı öneririm.Paranoya veya komplo teorisi olarak görebilirsiniz.Bu güne kadar olanlar bundan sonra olacakların göstergesidir bence.Ve bizim duyarsızlığımızı da dikkate alırsanız geleceği tahmin etmek çok da zor değil.Soner Yalçın'ın uyarısı tam bu noktada çok önemli.
yazının tamamı
yazının tamamı
13 Eylül 2008 Cumartesi
GEÇMİŞE İHANET
Yok olan güzelliklerimize nereden baksak kayıp nasıl baksak kayıp !Bir bir yok oluyorlar gözümüzün önünde asla yerine koyamayacağımız güzellikler.Aklımıza Melise Gürpınar'ın şiiri geliyor."İstanbul'un Gözleri Mahmur" İstanbul'u anlatıyor ama gelde inan! Sanki her birimizin memleketini anlatıyor tıpatıp tarifiyle...
Ve hiçbir ulustan kimse
Teslim etmemiştir evini
Yıkıcıya böylesine gururla
Tarihsel bir zorunluğa
Ve biz bugün yaşayanlar
Geride kalan İstanbul’a gülümseriz
Hüzünlü ve çaresiz
Sonrada küskün aşıklar gibi
Kalemi göz yaşına batırıp
Sitem dolu bir mektup yazarız işte
Eski resimleri koyarız içine
İmzalarken ne çıkar ellerimiz titrese
Ayrılıktan korkulmaz
Kavuşmaktan umudu kesince
Yanabilir resimler
Neyse ki tümünün siyah beyazı
Saklıdır yüreğimizde..
Şiiri anlamak için İstanbul’umu yaşamalı sizce? Her taraf İstanbul her taraf şiir değil mi?
Üstteki fotoğraf bunun en güzel örneklerinden birini gösteriyor size.Çeşmealtı'nda ve yerine yenisini koyamayacağımız kadar güzel.
Şimdi yerinde villalar yükseliyor.
Ve hiçbir ulustan kimse

Teslim etmemiştir evini
Yıkıcıya böylesine gururla
Tarihsel bir zorunluğa
Ve biz bugün yaşayanlar
Geride kalan İstanbul’a gülümseriz
Hüzünlü ve çaresiz
Sonrada küskün aşıklar gibi
Kalemi göz yaşına batırıp
Sitem dolu bir mektup yazarız işte
Eski resimleri koyarız içine
İmzalarken ne çıkar ellerimiz titrese
Ayrılıktan korkulmaz
Kavuşmaktan umudu kesince
Yanabilir resimler
Neyse ki tümünün siyah beyazı
Saklıdır yüreğimizde..
Şiiri anlamak için İstanbul’umu yaşamalı sizce? Her taraf İstanbul her taraf şiir değil mi?
Üstteki fotoğraf bunun en güzel örneklerinden birini gösteriyor size.Çeşmealtı'nda ve yerine yenisini koyamayacağımız kadar güzel.
Şimdi yerinde villalar yükseliyor.
12 Eylül 2008 Cuma
09 Eylül 2008 Salı
Bakın Yılmaz ÖZDİL neler yazıyor.
yozdil@hurriyet.com.tr
Deniz Feneri az! Okyanus Feneri lazım bunlara...
Yüzyılın tokadı... Deniz Feneri.
Bakıyorum yazılıp çizilenlere...Hep aynı benzetmeler yapılıyor:
"Dindar insanlarımızı kandırarak..."
"Temiz duyguları kandırarak..."
"Hassas yürekleri kandırarak..."
"Vicdanlı insanlarımızı kandırarak..."
"Saf Anadolu insanını kandırarak..."
*Yok öyle!
*Kendinizi kandırmayın...Saf maf değil, o para kaptıranlar.
*Bu dünyada her türlü katakulliye rıza gösterip, öbür dünyayı makbuz karşılığı satın almaya kalkan... Kaç euroysa ödeyip, cennette tapu kapmaya çalışan Şark kurnazı onlar.
*Üzülmeyin sakın.
*Gariban şehit çocuklarının yırtık pırtık çoraplarla gezdiği bir ülkede, Mehmetçik Vakfı dururken, Tanzanya’daki yoksullara iftar vermeye çalışıyorsa "vicdan sahibi" Anadolu insanı... Bırakın dolandırsınlar kardeşim!
*Sevaptır.
Yıkılan binanın altında kalan çocukların hesabını soracağına kurs sahiplerinden şikayet etmeyip çocuklarını şehit ilan eden bir anlayışın daha duyarlı olmasını beklemiyorduk zaten.
yozdil@hurriyet.com.tr
Deniz Feneri az! Okyanus Feneri lazım bunlara...
Yüzyılın tokadı... Deniz Feneri.
Bakıyorum yazılıp çizilenlere...Hep aynı benzetmeler yapılıyor:
"Dindar insanlarımızı kandırarak..."
"Temiz duyguları kandırarak..."
"Hassas yürekleri kandırarak..."
"Vicdanlı insanlarımızı kandırarak..."
"Saf Anadolu insanını kandırarak..."
*Yok öyle!
*Kendinizi kandırmayın...Saf maf değil, o para kaptıranlar.
*Bu dünyada her türlü katakulliye rıza gösterip, öbür dünyayı makbuz karşılığı satın almaya kalkan... Kaç euroysa ödeyip, cennette tapu kapmaya çalışan Şark kurnazı onlar.
*Üzülmeyin sakın.
*Gariban şehit çocuklarının yırtık pırtık çoraplarla gezdiği bir ülkede, Mehmetçik Vakfı dururken, Tanzanya’daki yoksullara iftar vermeye çalışıyorsa "vicdan sahibi" Anadolu insanı... Bırakın dolandırsınlar kardeşim!
*Sevaptır.
Yıkılan binanın altında kalan çocukların hesabını soracağına kurs sahiplerinden şikayet etmeyip çocuklarını şehit ilan eden bir anlayışın daha duyarlı olmasını beklemiyorduk zaten.
17 Nisan 2008 Perşembe
NAZIM HİKMET'TEN
BUVATANA NASIL KIYDILAR?
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Onu didik didik didiklediler,
Saçlarından tutup sürüklediler.
Götürüp kâfire : "Buyur..." dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Eli kolu zincirlere vurulmuş,
Vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
Günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Nazım Hikmet Ran 1959
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Onu didik didik didiklediler,
Saçlarından tutup sürüklediler.
Götürüp kâfire : "Buyur..." dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Eli kolu zincirlere vurulmuş,
Vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
Günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Nazım Hikmet Ran 1959
16 Nisan 2008 Çarşamba
Üç çocuk önerisi üzerine
Üç çocuk önerisi üzerine
Bir şeyler yeni başladığınız zaman cesaret ön plana çıkıyor.Acaba soruları arka arkaya geliyor.Bu soruların cevapları kendi içimde olumlu olmaya başlayınca insan biraz daha yürekleniyor.İlk yazımda da yazdığım gibi bir şeyler yapma düşüncesi galip geliyor ve başlıyorsunuz.
Benin iki çocuğum var.İyi bir eğitim aldım ve Türkiye ortalamasına göre iyi bir gelirim var sayılır.Ve en önemlisi 25 yıllık öğretmenlik deneyimim var.Bu demektir ki Milli Eğitimi iyi tanıyorum.Son olarak da Türkiye 88,3 okur-yazar oranı ile Türkiye dünya devletleri arasında 52. sırada.Ürdün,Zimbabwe,Malezya,Meksika,Katar… listeyi uzatmak mümkün.Okur yazarlık oranında bu ülkelerin gerisindeyiz.Canlı doğan her 1000 çocuktan 43 tanesi ölüyor.
Öncelikle yaşatamıyoruz, yaşattıklarımızı da eğitemiyoruz.Ve bize bu şartlarda 3 çocuk öneriliyor. Hem de Sayın Başbakanımız öneriyor.Nüfus planlamasını teşvik edecek olan kişi çok çocuk öneriyor.
· Eğitim birliği yasası(Tevhit-i Tedrisat Kanunu) çökertilmiş ve eğitim sistemimizi herkes kendi yönüne çekmiş,
· Tarikatlar kendi okullarını kurmuş meczup yetiştiriyor,
· Yüksek öğrenime giriş tamamıyla ticarethanelerin(dershaneler) eline kalmış,
· Çocuklarımızı eğitecek olan öğretmenler borç batağına saplanmış kendini kurtarma çabasında ek gelirle uğraşıyor,(toplam kredi kartı borcu 43 milyar dolar)
· Nüfusumuzun yüzde atmışı açlık sınırında yaşıyor,bırakın beslenmeyi karnını bile doyuramıyor.
Ve bizim başbakanımız çıkıp 3 çocuk diyor.Eğer bu cahillik değilse ya insanlarla dalga geçmektir ya da bir planın parçası uygulanıyor demektir.Yukarıdaki tabloya baktığımızda üç çocuk önerisi insanların eğitimsiz kalmasına bilerek razı olmaktır.Bir başbakanın görevi ise her bireyin en iyi eğitimi alabilmesi için şartları oluşturmaktır.Çocuk sayısı önermek değil.
Bir şeyler yeni başladığınız zaman cesaret ön plana çıkıyor.Acaba soruları arka arkaya geliyor.Bu soruların cevapları kendi içimde olumlu olmaya başlayınca insan biraz daha yürekleniyor.İlk yazımda da yazdığım gibi bir şeyler yapma düşüncesi galip geliyor ve başlıyorsunuz.
Benin iki çocuğum var.İyi bir eğitim aldım ve Türkiye ortalamasına göre iyi bir gelirim var sayılır.Ve en önemlisi 25 yıllık öğretmenlik deneyimim var.Bu demektir ki Milli Eğitimi iyi tanıyorum.Son olarak da Türkiye 88,3 okur-yazar oranı ile Türkiye dünya devletleri arasında 52. sırada.Ürdün,Zimbabwe,Malezya,Meksika,Katar… listeyi uzatmak mümkün.Okur yazarlık oranında bu ülkelerin gerisindeyiz.Canlı doğan her 1000 çocuktan 43 tanesi ölüyor.
Öncelikle yaşatamıyoruz, yaşattıklarımızı da eğitemiyoruz.Ve bize bu şartlarda 3 çocuk öneriliyor. Hem de Sayın Başbakanımız öneriyor.Nüfus planlamasını teşvik edecek olan kişi çok çocuk öneriyor.
· Eğitim birliği yasası(Tevhit-i Tedrisat Kanunu) çökertilmiş ve eğitim sistemimizi herkes kendi yönüne çekmiş,
· Tarikatlar kendi okullarını kurmuş meczup yetiştiriyor,
· Yüksek öğrenime giriş tamamıyla ticarethanelerin(dershaneler) eline kalmış,
· Çocuklarımızı eğitecek olan öğretmenler borç batağına saplanmış kendini kurtarma çabasında ek gelirle uğraşıyor,(toplam kredi kartı borcu 43 milyar dolar)
· Nüfusumuzun yüzde atmışı açlık sınırında yaşıyor,bırakın beslenmeyi karnını bile doyuramıyor.
Ve bizim başbakanımız çıkıp 3 çocuk diyor.Eğer bu cahillik değilse ya insanlarla dalga geçmektir ya da bir planın parçası uygulanıyor demektir.Yukarıdaki tabloya baktığımızda üç çocuk önerisi insanların eğitimsiz kalmasına bilerek razı olmaktır.Bir başbakanın görevi ise her bireyin en iyi eğitimi alabilmesi için şartları oluşturmaktır.Çocuk sayısı önermek değil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
